zaman ile ilişkimiz
- Rumeysa Kuzuca
- 13 Şub
- 1 dakikada okunur

Zamanın yönetilecek bir varlık olmadığını kabul edip, zamanla ilişkimizi dönüştürdüğümüzde, bize verilen bu mühlet içinde nasıl bir hayat inşa ederiz?
Bu soru, zamanın içinde bize verilen mühletin kıymetine götürüyor. Zaman üzerine derinleşmeden, hayat üzerine sahici bir söz söylemek mümkün değil.
Rabbimiz, hayatımızı idrak edebilmemiz için varlık olan zamanı katmanlara ayırmıştır: Derh'in içine asr'ı yerleştirmiş; yevm'in içine gece ve gündüzü; vakit ve hîni akış olarak belirlemiştir. Fakat biz bu zaman dilimlerini anlamaya değil, onlardan kopuk biçimde “yönetmeye” odaklanmış durumdayız. Oysa zaman, iç içe geçen anlamlı halkalarla bir bütün.
Bizler bu anlamlı halkaları ayırıp indirgemeci bir bakışla ele alıp zamanı, vakit “nakit” olarak adlandıran dünya sistemi içinde kaybolmuş durumdayız. Anlamlı hayat inşa edeceğiz derken, maddî güç etrafında dönen bu düzen, insanı hem andan hem kendinden koparıyor. Böylece varlığımızla bağ kuramayan, yaşadığı âna temas edemeyen, sürekli bir sonraki ana yetişmeye çalışan varlıklar hâline geliyoruz. Değerden kopuk hedeflerde boğuluyoruz.
Salt hedeflere odaklanmak, zamanla bizi kontrol etmeye yöneltiyor. Kontrol edemediğimiz zamanın belirsizliğine tahammülümüz azalıyor. Belirsizlik çoğu zaman öyle kaygılandırıyor ki bizi konfor alanımıza hapsediyor; hareketi, teslimiyeti ve tevekkülü engelliyor. Oysa yaşamın taslağı baştan sona belirsizlikle örülü değil midir?
Katı planlarla hayatımızı mutlak bir düzene sokmaya çalışıyoruz. Bu düzen arayışı çoğu zaman anlam üretmekten ziyade, gereklilik kipleriyle kurulmuş cümlelere tik atmakla geçiyor; tik atamadığımızda ise kendimizi acımasızca yargılıyoruz. Böylece vakti dolduruyoruz, fakat zamanı yaşayamıyoruz.
O halde yaşıyor muyuz yaş mı alıyoruz?
Aile Danışmanı
Rumeysa Kuzuca

Yorumlar