ölüme dair..
- Rumeysa Kuzuca
- 6 gün önce
- 2 dakikada okunur

Ölümle ilk tanışmam, küçük bir kız çocuğuyken, kıymetlim babacığım ile oldu. O yaşta bu tanışmanın ne anlama geldiğini idrak edememiştim. Ölüm, sadece büyüklerin fısıldadığı ağır bir kelimeydi. Anlamı yoktu o zamanlar bende belki ama ağırlığı vardı.
Yıllar geçti; ben 12-13 yaşlarına geldiğimde ise ölüm üzerine tam anlamıyla düşünmeye başladım. O vakitler, zihnimde dolaşan sorular kalbime doğru yol alıyordu.
Zamanla ölümün bir son değil; hakiki yurdumuza varabilmek için bir vasıta olduğunu idrak etmeye başladım. Ölümün, yaşamın karşıtı değil; onu tamamlayan bir geçiş olduğunu fark ettiğimde kalbim mutmain oldu. İşte o zaman, ölüm bana korkutucu olmaktan ziyade sevimli gelmeye başladı.
Fakat çevremizden hakiki yurda gidenleri duydukça içimde sorular beliriyordu:
Madem ölüm bu kadar hakikatliydi, bu üzüntü neden?
Neden “sıralı ölüm” isteniyor?
Neden ölümden söz edilince hemen “Allah korusun”, “ağzından yel alsın” gibi cümlelerle susturuluyoruz?
Acaba ölümü gerçekten kabul edemediğimiz için miydi bütün bunlar?
Hâlbuki ölüm, yaşamdan önce gelmişti. Varlığımızdan önce ölümü tatmıştık.
Peki biz bunu nerede unutmuştuk?
Yakın zamanda ise kıymetli anneciğimi uğurladık gerçek âleme. Bu sefer ölümle olan tanışıklığımız daha da derinleşti. Artık ölüm yalnızca üzerine düşündüğüm bir kavram değil; içimde yankılanan ve unutup hatırladığım bir hakikat oldu.
Sevdiğim insanların bir bir gitmesi, kendi ölümümü kabul etmeye ve sevmeye yaklaştırdı beni. Ölümle gülümser olduk. Aslında onunla hep kol kola yürüdüğümüzün idrakine yeniden vardım. Ölüm, sadece gidenlerin meselesi değildi; benim de hikâyemin bir parçasıydı. Bunu yeniden hatırladım.
Ölüm bende şöyle bir his bıraktı: Hani sevdiğin insanlar tatile gider de sen bulunduğun yerde kalıp çok önemli bir sınavın vardır ve çalışmak zorunda kalırsın ya… İşte tam olarak böyle bir anlam kazandı.
Sevdiklerim bir bir imtihan kâğıtlarını doldurup masanın üzerine bırakıp, gerçek yurdumuza gittiler. Ben ise hâlâ sınavdayım. Kâğıdım önümde, kalemim elimde… Süre bitene kadar yazmam gerekenler var. Ve “süre doldu” dendiğinde, koşa koşa sevdiklerimin yanına gitme özlemiyle doluyum.
Bu vuslat isteğini Rabbimden; iman üzere, kolaylıkla ve hayırla talep ediyorum. Ölümle barışarak yaşamayı, yaşamı ciddiyetle sürdürmeyi ve vakti geldiğinde hakiki yurda yüz akıyla varabilmeyi murat ediyorum…
Tüm yolcu ettiklerimiz için el-Fatiha.
Rumeysa Kuzuca



Yorumlar